Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Glial Tümörler (Glioma) Nedir? Belirtileri, Evreleri ve Mikrocerrahi Tedavisi

Beyin dokumuz sadece elektrik sinyallerini ileten nöronlardan oluşmaz. Nöronların etrafını saran, onları besleyen, koruyan, oksijen desteği sağlayan ve beynin bağışıklık sistemini oluşturan destek hücreleri vardır ki bunlara tıbbi dilde “glia” (gam hücreleri) denir. İşte bu destek hücrelerinin kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelen kitlelere Glial Tümörler ya da yaygın adıyla Gliomalar denir. Glial tümörler, yetişkinlerde beyin dokusunun kendisinden köken alan birincil (primer) kötü huylu beyin tümörlerinin yaklaşık %80’ini oluşturan en büyük grubu temsil eder. Kendi içlerinde çok yavaş büyüyen iyi huylu formlardan, günlerce yayılan en agresif tümör tiplerine kadar çok geniş bir biyolojik spektruma sahiptirler. Doç. Dr. Miktat Kaya, İstanbul Şişli’deki muayenehanesinde glial tümörlerin en güncel genetik ve moleküler sınıflandırmalara göre ayırıcı tanısını, beyin dokusunu maksimum oranda koruyan ileri teknolojik mikrocerrahi tedavilerini başarıyla yönetmektedir.

Glial Tümörlerin Çeşitleri ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Evrelemesi

Glial tümörler, köken aldıkları glia hücresinin tipine (astrosit, oligodendrosit vb.) göre adlandırılır. Ancak klinik yaklaşımı ve hastanın geleceğini belirleyen en temel kriter, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan Evre I’den Evre IV’e kadar olan derecelendirme sistemidir:

  • Düşük Dereceli Gliomalar (Evre I ve II): Genellikle genç erişkinlerde görülen, yavaş büyüyen tümörlerdir. Evre I (örneğin pilositik astrositom) tam sınırları olan ve cerrahiyle tamamen kür sağlanabilen bir kitle iken; Evre II tümörler daha yaygın sınırlıdır ve yıllar içinde yüksek dereceli tümörlere dönüşme potansiyeline sahiptir.
  • Yüksek Dereceli Gliomalar (Evre III ve IV / Malign Gliomalar): Hızlı büyüyen, çevre beyin dokusuna adeta bir ağacın kökleri gibi sızan, agresif karakterli kitlelerdir. Evre III (Anaplastik Astrositom) ve özellikle insan vücudunun en agresif tümörlerinden biri kabul edilen Evre IV Glioblastoma (GBM) bu gruptadır.
  • Oligodendrogliomalar: Sinir liflerinin etrafındaki yalıtım kılıfını üreten hücrelerden köken alırlar. Genetik yapılarındaki “1p/19q ko-delesyonu” varlığına göre kemoterapi ve radyoterapiye çok daha iyi yanıt veren, diğer gliomlara göre daha olumlu seyirli tümörlerdir.

Glial Tümörlerin Belirtileri Nelerdir?

Glial tümörler doğrudan beyin dokusunun içinde geliştikleri için hem kafa içi basınç artışı yaratarak genel belirtiler üretirler hem de yerleştikleri beyin lobunun fonksiyonunu doğrudan bozarak fokal (bölgesel) hasarlara yol açarlar:

İlerleyen Kafa İçi Basınç Artışı (KİBAS)

Tümör dokusu büyüdükçe kafatası içindeki normal beyni sıkıştırır ve etrafında yoğun bir ödem (sıvı birikimi) meydana getirir. Hastalarda özellikle sabahları çok daha şiddetli hissedilen, kusmayla bile hafiflemeyen baş ağrıları, fışkırır tarzda bulantısız kusmalar ve ileri evrelerde zihinsel bulanıklık izlenir.

Yeni Başlayan Epilepsi (Sara) Nöbetleri

Glial tümörler beyin kabuğunun (korteks) elektriksel dengesini doğrudan sabote eder. Daha önce hiçbir nörolojik rahatsızlığı olmayan yetişkin bir bireyde aniden ortaya çıkan bayılma, tek taraflı kol-bacak kasılmaları, ani dalıp gitmeler veya koku/ses illüzyonları şeklindeki nöbetler, gliomaların en sık görülen ilk belirtilerindendir.

Fonksiyonel Kayıplar ve Felç Tablosu

Tümörün yerleşim yerine göre; vücudun karşı tarafındaki kol ve bacakta aşama aşama ilerleyen güç kaybı (hemiparezi), uyuşma, yürüme dengesizliği, kelimeleri hatırlayamama veya konuşulanları anlayamama (afazi) gibi felç bulguları gelişir.

Kişilik Değişiklikleri ve Hafıza Sorunları

Özellikle beynin ön lobuna (frontal) yerleşen düşük veya yüksek dereceli gliomlar, hastanın yakınları tarafından fark edilen ani karakter değişimlerine, duyarsızlaşmaya (apati), unutkanlığa ve planlama yeteneğinin kaybolmasına yol açar.

Teşhis ve Moleküler / Genetik Analiz Süreçleri

Modern nöroşirürji pratiğinde glial tümörlerin teşhisi sadece kitlenin yerini saptamaktan ibaret değildir; tümörün genetik haritasını çıkarmak tedavinin başarısını doğrudan belirler. Teşhiste en hassas adım **İlaçlı Beyin MR** incelemesidir. Doç. Dr. Miktat Kaya, Şişli’deki muayenehanesinde tanı aşamasında şu ileri yöntemlerden yararlanır:

  1. Çok Sekanslı Kontrastlı Beyin MR: Düşük dereceli gliomlar genellikle ilaç tutmazken, yüksek dereceli malign gliomlar (GBM) ilacı yoğun şekilde ve ortası nekrotik (ölü doku) olacak şekilde halkasal tutarlar.
  2. MR Spektroskopi (MRS) ve Perfüzyon MR: Tümörün içindeki kolin/kreatin oranlarını ve damarlanma yoğunluğunu ölçerek cerrahi öncesinde tümörün evresi hakkında milimetrik kimyasal tahminler sunar.
  3. Patolojik ve Moleküler İnceleme (IDH ve MGMT Analizi): Ameliyatta çıkarılan dokuda bakılan IDH mutasyonu ve MGMT promotör metilasyonu gibi genetik belirteçler, tümörün adını tam koymamızı ve hangi kemoterapi ilacına daha iyi yanıt vereceğini bilmemizi sağlar.

Glial Tümörlerde Tedavi Yaklaşımları ve Mikrocerrahi

Glial tümörlerin tedavisinde birincil, en hayati ve en etkili basamak mikrocerrahidir. Ameliyatın temel felsefesi; hastanın konuşma, hareket ve görme gibi hayati fonksiyonlarına **sıfır zarar verme (maksimum güvenli rezeksiyon)** ilkesine sadık kalarak tümör dokusunu olabildiğince yüksek oranda temizlemektir.

Nöronavigasyon, Ultrason ve Florasan Rehberli Cerrahi (5-ALA)

Glial tümörler çevre beyin dokusundan net sınırlar ile ayrılmadığı için ameliyat esnasında ileri teknolojiler kullanılır. **Nöronavigasyon** cerraha milimetrik bir yol haritası çizerken, ameliyat esnasında hastaya içirilen özel bir boya (5-ALA) sayesinde yüksek dereceli tümör hücreleri mikroskop altında pembe/floresan renkte parlar. Bu teknoloji, sağlam beyin ile tümör arasındaki sınırı cerraha çıplak gözle göstererek tümörün tam temizlenmesini sağlar.

Uyanık Kraniyotomi (Awake Craniotomy)

Eğer glial tümör hastanın tam konuşma veya kolu/bacağı hareket ettiren ana merkezinin üzerindeyse, ameliyat hasta uyanıkken, onunla sohbet edilerek veya ona şarkı söyletilerek gerçekleştirilir. Ameliyat esnasında uygulanan bu **Nöromonitörizasyon** tekniği sayesinde, fonksiyonlara zarar verildiği an cerrahi durdurulur ve hastanın felç kalma riski tamamen bertaraf edilir.

Ameliyat Sonrası Onkolojik Kombine Tedaviler ve Takip

Glial tümör ameliyatı sonrasında hastalar yakın takiple ilk geceyi yoğun bakımda geçirir ve genellikle 4. veya 5. günde taburcu edilirler. Ameliyat beyni kitle etkisinden kurtaran lokal bir çözümdür; ancak tümörün evresine göre tedavinin devamı şarttır:

  • Stupp Protokolü (Radyoterapi + Kemoterapi): Çıkan patoloji sonucu Evre III veya IV (Glioblastoma) geldiğinde, ameliyattan yaklaşık 3-4 hafta sonra radyasyon onkolojisi ve medikal onkoloji bölümleriyle koordineli olarak ışın tedavisi ve ağızdan alınan kemoterapi (Temozolomid) süreci başlatılır.
  • Düşük Dereceli Gliomlarda Takip: Evre II tümörlerde eğer cerrahiyle tümör tamamen temizlendiyse, hasta belli bir süre ilaçsız, sadece periyodik MR’lar ile yakın izleme alınabilir.
  • Uzun Dönem Takip Protokolü: Doç. Dr. Miktat Kaya, Şişli’deki muayenehanesinde glial tümör operasyonu geçirmiş hastalarını 2 ila 3 ayda bir çekilen kontrastlı beyin MR’ları ile ömür boyu yakından takip etmekte, nüks (tekrarlama) veya derece yükselmesi (anaplastik dönüşüm) riskine karşı süreçleri büyük bir titizlikle yönetmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Glial tümör ameliyatından sonra felç kalma riski nedir?

Glial tümörler beynin kendi iç hücrelerinden köken aldığı için fonksiyonel merkezlere komşu olabilirler. Ancak günümüzde uygulanan uyanık ameliyatlar (uyanık kraniyotomi), ameliyat esnası sinir ölçümleri (nöromonitörizasyon) ve tümörü parlatan 5-ALA boyama teknolojileri sayesinde kalıcı felç kalma riskleri %5’lerin altına indirilmiştir.

2. Glioblastoma (Evre 4 Gliom) tamamen iyileşebilir mi, cerrahi ne sağlar?

Glioblastoma biyolojik olarak oldukça agresif bir tümördür ve tamamen ortadan kaldırılması bugünkü tıp teknolojisinde zordur. Ancak mikrocerrahi ile tümörün %95 ve üzerinde bir oranla temizlenmesi, kafa içi basıncı düşürür, felç bulgularını düzeltir, hastanın ömrünü belirgin ölçüde uzatır ve sonraki kemoterapi/radyoterapi tedavilerinin başarı şansını maksimuma çıkarır.

3. Gliomalar kalıtsal mıdır, aile fertlerine geçer mi?

Glial tümörlerin çok büyük bir kısmı (yaklaşık %95’inden fazlası) genetikteki ani mutasyonlar sonucu sonradan gelişir ve ailevi/kalıtsal bir geçiş göstermez. Sadece “Nörofibromatozis” veya “Li-Fraumeni” gibi çok nadir görülen özel genetik sendromlara sahip ailelerde glioma görülme sıklığı artabilir.

4. İstanbul dışından veya yurt dışından başvuracak hastalar için süreç nasıl yürütülür?

Hızlı büyüme eğiliminde olan glial tümörlerde zamanlama hayati önem taşır. Şehir dışından veya yurt dışından Şişli’deki merkezimize ulaşmak isteyen hastalarımızın güncel ilaçlı beyin MR görüntüleri ve varsa daha önce yapılmış biyopsi raporları dijital olarak Doç. Dr. Miktat Kaya’ya ulaştırılabilir. Ön inceleme ile aciliyet saptanarak hastanın İstanbul’a ulaştığı gün hastane yatışı ve ameliyathane hazırlıkları eş zamanlı organize edilir. Detaylar için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

5. Ameliyat yerine sadece kemoterapi veya ışın tedavisi yapılabilir mi?

Çok derin yerleşimli, beyin sapının içinde kalmış veya cerrahiye tıbbi olarak izin vermeyecek kadar yaygın gliomalar hariç, tedaviye her zaman cerrahi ile başlanmalıdır. Çünkü doğrudan kemoterapi vermek, kafa içindeki büyük kitlenin yarattığı baskıyı ve felç riskini ortadan kaldırmaz. Öncelikle cerrahiyle hacim azaltılmalı, ardından onkolojik tedavilere geçilmelidir.

Bu içerik, kullanıcıları bilgilendirme amacıyla Doç. Dr. Miktat Kaya tarafından tıbbi yönden incelenerek onaylanmıştır. Sitedeki bilgiler hekim muayenesi ve tanı sürecinin yerine geçemez.

Call Now Button